30 Eylül 2007 Pazar

Marissa Nadler

Güzel bi albüm buldum, M. saolsun. Marissa Nadler - Songs III: Bird on the Water. 48 dakikalık sakin bişi. Dying breed de sok tatlı bi kaç yer var, dinlemek lazım. Bird on Your Grave, Sylivia gibi düzgün parçalar da albümü iyice sevmemi sağladı.

Kendisi evvelinde resim eğitimi almış falan (Rhode Island School of Design) sonra da müzikle ilgilenmeye başlamış. Gitarları gayet güzel. Bu üçüncü albümünden evvel Ballads of Living and Dying ve The Saga of Mayflower May diye iki albümü daha var. Ben Ballads of Living and Dying'i de dinledim. Ama kesinlikle bu son albümü daha iyi. Sesini Kate Bush'a benzetenler de varmış ama tabi çok açıklayıcı olmuyo bu benzetme. Gene de kendine has güzel bi sesi var. Falan filan..

Hayırlısı tabi

Evet hayırlısı tabi, ben de bari kolay olsun diye blog'u burda devam ettirmeye karar verdim. Oyle surekli yenile, sayfalar yap linkler ver.. sıkılıyo insan. beyazcorap.com'a bağlı bu sekil sürücek bisiye başladık bakalım.
tabi bu tipi editleme olayı bana nelere malolcak artık ne gibi sorunlarla falan bas edicem ilerde görücez. hayırlısı tabi..

19 Mart 2007 Pazartesi

four winds

She's standing in the ashes at the end of the world / Four winds blowing through her hair /

tam bir sene on iki gün olmuş, geçen sene mart 7'de ah şu güzel istanbul'u izlemişim. bu sene trainspotting'i izledim tekrar eğlenceliymiş. bi de lord of the flies'ı izlemek istedim ama 1963 yapımını buldum gerçekten korkunçmuş, çok başarısızdı. bi ara karabasan'ı izliyim diorum.. bi de kahraman kıral'ın bostancı'da mobilya dükkanı varmış. bi gun gidip görsek nası olmuş nası büyümüş iyi miymiş bi sorsak dioruz.. onun dışında çekirdek yemek güzel, artık bahar da geldiğine göre ince gömlekleri giyip fırıl fırıl dolaşmanın da vakti geldi demektir. mayısa kadar bjorku bekliyip durcam, şakir'in de selamı var.

ps: Lost.s03.e12 çok iyiymiş, daha izlemedim ama. çünkü çok pis bi yerde bitiyomuş 13 yayınlandıktan sonra izlemek lazım heralde.

13 Mart 2007 Salı

MP

you put me in the magic position darlin'

4 Aralık 2006 Pazartesi

rain, it started tapping on my window

Doctor said: there's nothing i can do for you, you can't do for yourself.

Kasım bitti. Şakir hasta; Şakir hastayken her şey çok karışık. Yazı yazmak da zor, kahve yapmak da. Bazen diyorum ki belki de Kasım hep o soğuk zamanlara alıştırmak için insanın içine soğuk bişiler koyup gidiyo. İyi mi etti bilmiyorum ama Kasım geçenlerde bitiverdi. Saate de baktım, takvime de. Şakir de onayladı. Sonbaharın son günü geçince biz de kışa hazırlıklara başladık. Hem madem Şakir hasta o zaman her köşeye bi hırka, bir bere, bi atkı koymak lazım. Canımız kayıkla açılmak istiyo. Bowling oynadım, güzeldi. Ama gene de kayığa binmek istiyorum, yuvarlanıp duran toplar kayıkların yerini tutamaz sonuçta.

Şakir'le yavru bi köpek almaya karar verdik. Ama ikimiz de biliyoruz, çok zor bi iş. Hani dedik belki Menkıbe için de bi değişiklik olur. Şakir, Menkıbe için yeni bi kıyafet dikiyo. Nedense her konuda yetenekli bi İsviçre ineği olduğunu unutmuşum Şakir'in. Biraz şaşırdım açıkçası.

Bir rüya var beynimde / terk edip gitmiyor içimi / birkaç gece önce geldi / geldiği gibi de yerleşti, sıkıştı bir yere / bir köprü üzerindeyim ben / yaşadığım kentin bir yerinde / küçüğüm; yanımda annem ve kardeşlerimle / Sonra yıkılıyor o köprü ve ben havada duruyorum / beni tutan hiçbir şey yok.bir yıldız gibi asılı kalmışım / karanlıkta lanet gibi parıldıyorum / o aç gözler görsün diye beni / tıpkı bakıp dilekler tuttuğumuz yıldızlar gibi.

21 Ekim 2006 Cumartesi

sen git çay koy


sen git çay koy / ben çok şaşırdım / bu ev benim için biraz yenisen şuraya otur / ben de buraya / birisi müzik koysunya ondan sonrası?/ ya da hiçbir zaman / zaten sözcükler kilitlikonuştum konuştum..bi baktım ki daha başlamamıştım. konuştum konuştum.. anladım ki hiçbişi anlatamamıştım.
*sonra bi de.. o bi ayrık otu; o bir karınca; bi ateş böceği ışıklar kararınca..aynı zincirin başka bi halkası..sakın şaşırma. o bi hanım eli kökü, çiğ damlası, akşam esintisinde kekik kokusu, zamansız olan her şeyin büyülü korkusu..sakın şaşırma..o sabah sessizliği, gece ayazı, baharda deli su, kışın kar beyazı..eski fotoğraflar, bi kaç küçük yazı..sakın şaşırma.. o artık bi kuş sesi, deniz mavisi..çay sıcaklığı, ekmek doygunluğu.. baştan aşağı anıların yorgunluğu..sakın şaşırma..sakın şaşırma.

9 Ekim 2006 Pazartesi

yeni bir bakış, yeni bir mevsim, yine yirmi birinci yüzyıl

sıvı el sabunlarının sadece kokuları güzel sanırım, hem elden çıkmıyorlar hem de hijyen sağlama konusunda biraz başarısızlarmış. yirmi birinci yüzyılda erken bir vakitteyiz ve hala umumi tuvaletlerdeki muslukların çalışma şekilleri konusunda affallıyorum.. oralarda da sıvı sabun var ve pembe renkli, hijyen konusundaki endişelerimize pembe pembe gülüyor gibi /

Sonbahar sabah gibi geldi, tertemiz bi mevsim olduğunu belli etmek ister gibi her yeri bi güzel yıkıyor hala. kar yağdığında bu sene masamı camın tam önüne çekip perdeleri sonuna kadar açıcaz. şakir de çay koyarsa çok eğlenceli günler geçirebiliriz. değişik renk ve çeşitlerde kalemlerimiz de olacak, biraz dakağıt tabi ki.. ellerimiz boya olursa kalıp sabunlarla bi güzel yıkar temizleriz, sıvı sabunlar mürekkebe karşı da etkisiz kalabiliyor.

Just listen to the music of the traffic in the city
Linger on the sidewalk where the neon signs are pretty
How can you lose?

7 Mart 2006 Salı

dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur

güzel bir gün başlıyor, ah şu güzel istanbul'da. bi bankaya gidip inatla hesap açtırmak istiyorum. bu sefer açın lütfen, şakirin altın çanını borsada oynuycaz, tüm gelirimizi bankanıza bağışlıycaz.

sonra bimilyoncudan renkli bardaklar alıcaz bugün. şakir için de bi tane su kabı. bardakları sevmiyor çünkü su içmeyi beceremedi. ama görüntülerini beğenmiş. sürekli yeşil bardak olur mu diye soruyor. bugün ona yeşil bardak ve geniş bi su kabı arıycam.

şakirin içinden yeni isimler öğrendik. omasum-abomasum-reticulum-rumen. değişik renklerde büyük çizimler yaptı ve hepsini yere serdi. sindirim sistemi hakkında bu kadar çok şey bilen bir canlı görmemiştim. umarım iyi bişiler için kullanır bunu.şimdi yağmur başlamış. plastikten küçük kayıklar yapıp kaldırım kenarında yüzdürücem.

günaydın

3 Mart 2006 Cuma

mürekkebe batırılmış turuncu tarak

küçükken dedelerin bir tarağı olurdu arka ceplerinde taşır olmadık anlarda matrixten kaçmış gibi çıkarır saç tararlar sonra da namlusuna üfledikleri bi silahmış gibi yine ceplerine sokarlardı. biliyorum sen yine diyceksin ki diş fırçalarken de rusyaya bilgi sızdıran ajanlardı dedelerimiz. peki neden türk lirasındaki tarih benim doğum günümü gösteriyor, beni bulacaklar ve dedemi ortadan kaldırıcaklar, bundan adım gibi eminim. ( ve dedemle adaş olduğumuzu hatırlıyorsun dimi ) sana söylediğim gibi bu inek, tüyleri taranmadıkça kendini yalnız hissetmeye devam edicek, "işbuyüzden" sen yine süt alıp gel. biberonu yok ama ona minik dolmalık biberlerden keseler yaptım. içini süt doldurup bomba gibi atıyorum ağzına.

gümüş parlatan iki çocuk gördüm rüyamda. öyle sabırlı çalıştılar ki. nedense yapacak başka bir işleri yokmuş gibi elleri kuruyana kadar gümüş küllükleri parlattılar. bazen parlayan gümüş bi küllüğe benziyor hayat. parlayana kadar ellerimiz kuruyor. birkaç kişinin peşinden karmaşık yollarda bilmediğim bir mahalleye doğru yürümek istiyorum. sana söylediklerimi bu sefer ayakkabımın altına dikerim yolda iz bırakırız. ya da 3210'a mesaj atıp şakir'in çanına öyle bir melodi indiririm ki nereye gittiğimi ilk 8 notada anlarsın. hiçbilmediğimmahalleyegiderken sanaçoktanbenibulmaniçinipucubırakmışımdır

I see a picture by the lamps flicker
Isn't it strange how dreams fade and shimmer.
Never going to get to France.
Mary Queen of chance will they find you.
to france - mike oldfield

2 Mart 2006 Perşembe

uğurböceği reçeli

mart iki oldu. uyuyan bi insanın sesini dinlemek çok garip. hem yaşıyor hem de ölmüş gibi sessiz. bizim inek uyurken ayaklarını büküp altına katlıyor, bacakları uyuşuyor olmalı.

ravel'in pavane pour une infante défunte'ü çok güzel. yavaş şeylerle etkileyici bir şey ortaya koyabilmek yetenek ister. dev bi şelale ya da havai fişekler de etkileyici ama gün gün büyüyen yeşeren mercimek tanesini beğenmek hatta ismini kerimcem koymak, işte orda doğanın bu yavaş güzelliğine derinden bi saygı ve sevgi duyuyorum. bu arada kerimcemden mercimek yazabilmek de güzel bişi. tek sorun kerimcem hiç estetik bi isim gibi duyulmadı bana bu saatte.

ne diyorum, şöyle güzel isimlerden büyük bi liste yapalım. kedilere köpeklere isim takalım. erhandan bi labradorumuz lolitadan bi ankara kedimiz olabilir pekala. doktor ötker den horoz, pöjodan da kaplumbağa sevimli duyuluyo. neden bilmiyorum ama "çünkü ineğimiz, İsviçreli Vali Şakir beye benziyor." dediğin günden beri kendisine şakir demek hoşuma gitmeye başladı. hem vali şakirden lavaşkiri yaparken de çok mutlu olabilmek mümkün..isimlerini yapboz oyununda kullanabileceğimiz hayvanlar bulmalıyız.

vıııııııııııııııı vı vıııı vı vııııı....pavane pour une infante défunte - maurice ravel