
28 Ekim 2008 Salı
24 Ekim 2008 Cuma
Yek ya, nerden belli ?
Pek Sevgili Arkadaşım,
Öyle sırtımızı büküp beklemek ne garip, sırtımızı dayıyacak birini aramak da öyle. Evet biliyorum canım bir keresinde demiştin: insan çadır değil ki. Gel gör ki biraz çadırlaşır olduk zamanla. Evet köşelerimizden çekip yere çivileyecek bir şey arar olduk. Tepeyi dik tutacak bir destek arıyoruz falan aman çekirgeler girmesin içeri. Sen, ben, biz işte böyle bir şeyler mi arar olduk ne? Bir şeylerin daha mı farklı olduğunu sandık bir şeylerden? Değil heralde, dimi, yok değil değil bu öyle bir şey işte bırak bu sefer desene arada. Arada sık sık kullandığımız o kelimeleri kullanmasak ya, ne zamandır yapmıyoruz bunu. Kendimize yetiversek ya birazcık, ne güzel halbuki kendi kendine yetivermek. Bazen kendi kendine sarılmak, işaret parmağınla dokunmak dudağına falan. Bir salatalık soyacağı gibi fırt fırt soymak istiyorum bütün kurumuş kabuklarımızı. Unutmaya mı başladık bazı şeyleri yoksa o kabukları böyle çekiversek gene kanar mı?
Niye ki böyle, neden falan? Keşke patlak vermese 5-10 cümlede bir türkçem. Hanilerimi falanlarımı iştelerimi gibilerimi kaçırıversem ama yok yok ben beş hani üç gibiyle sana derdimi derim. İşte öylelerimden sen anlarsın. Hani işte böyle bişiler oldu ya hani, aslında işte pek de o hani o zaman gibi bişi değilmiş gibi bişi bu, dimi? Belki de arada bir gelir gider, belki de evet içimizde bir mozambikli var, bir somalili falan; aç. Halbuki o zaman sen demiştin yok demiştin değil demiştin ben de pek tabi demiştim sen öyle diyorsan demiştim. Ya da hani başka bi zaman ben demiştim öyle bişi demiştim yok yok, merak etme demiştim. Bu yalanlarımıza inanıyoruz ya, hani evet uyanırım yeminle deyip gözümüzü açınca küfrediyoruz. Bazen bu kandırmacalarımıza da mı ihtiyacımız var diyosun? Bana bak sen öyle bişiler diyosun, ağzında geveliyosun ama ben anladım seni. Sana sarılınca hatırladım geçen gün sana hiç sarılmadığımı, pek mi gudubetiz birbirimize bilmem ki? Sebepsiz yere de sarılmaz insan ama belki de çok sebepsiz kaldık biz. Evet bilakis çok amaçsız da kaldık biz. Bazen sol yanımızı almışlar gibi hayat. Solumuzda böyle bir gazete kağıdı var örtülmüşüz gibi. Kurtlanmaktan korkuyorum.
Pek sevgili arkadaşım, sen şimdi uyuyor olmalısın, seni uyurken düşünebiliyorum, ama saatler sonra ne yapacaksın bilemiyorum. Şaşmayalım, ben ne yaparım onu da bilmiyorum. Ama nedense bir huzurla karışık güven var içimde. Hani sen sensin ben de ben, biz böyle bir biziz ya. Bu bokun altından da kalkarız, kıçımızı siler yürürüz; dimi? Evet evet, sen "müstehzi" bir şekilde güldün, evet der gibi başını salladın, gerdan kırdın. Ben anladım. Yine de diyorum ki daha çok inmeden yukarı çıkıp bi nefes alalım.
17 Ekim 2008 Cuma
to shut yourself up would be the hugest crime of them all

10 Ekim 2008 Cuma
kokulu beyin
İlkinden yirmi üç ikincisinden on bir gün sonra pek sevgili karabasanım geri döndü. Belki de bana bir şeyler söylemeye çalışıyodur, bilmiyorum, ama neden o zaman "azcık kay, uyuyon mu, du bak bişi dicem, dinle bi" demiyo? neden abuk subuk sesler çıkarıp üzerime çıkıyo, nefesimi tıkıyo? ben bunu hakedicek naptım diyorum üzülüyorum, kırk saat kendime gelemiyorum. yine de insan bi noktadan sonra karabasanını bile sever hale geliyor - mücahit en yakın zamanda yine bekliyorum desem şimdi inanır da gelir mi yarın? sanki öbürküne pek bir güzel geçecek vakit, hiç öyle kasılmalar, uyanamamalar, kıpraşamamalar olmayacak, sanki çiğdem çıtlıyıp darı haşlıycaz, çapıtçı gezip gazoz içicez. öyle bir senli benli olduk - ahretliğim vallağ.yanı sıra yine de güzel bir gündü. yıkandım, böyle yıkıyıverdim kendimi, bir garip hastalık aktı üstümden sanki. azcık boğazlarımda kaldı acısı ama o da gider yakında - o da gider mi be - herkesler mi gider. sonuçta bir karabasana tav oldun onur - geberme. böyle saçları taramayıp kendi haline bırakmak ne güzel. sonra şöyle bi kafa sallayıp şampuan kokusu almak hele. koku demişken bugün yine üzerimi çıkarırken bi süreliğine - kısa bi anlığına - o kokuyu duydum. eski evimin - eskilerin - kokusunu. güzel kokuları severim de bu koku güzelden başka bir şey - bu kokuda bir şey var ondan içeri - insanın koku hafızası diğer tüm bildiklerinden daha kalıcı nedense. bi de bi koku vardı atletler, tişörtler öyle kokardı - belki vernel lavanta - huzur veren, sevgi kokusu. (ayunmundo masaya- otromundo masaya ?) ve hatta ve hatta: tirinişe çitam bayım benyam tutarona - trişe çitem bayım benyam tutarona / tirin tapet zambati emi markunyam du sa küreeeeyin ooo.
evet evet tam o.
9 Ekim 2008 Perşembe
7 Ekim 2008 Salı
Güzel Dilekler
6 Ekim 2008 Pazartesi
5 Ekim 2008 Pazar
hiç ummazdım oldu - sonbahar'da

30 Eylül 2008 Salı
Sekiz Kişilik Yaşamlar

arkadaşım,
n'olursa olsun, gözyaşımı yutar saçlarından koklarım.
yaygaralar koparır, sarılır ağlarız.
karşılaşınca, öpünce birbirimizi, dudaklarımız yanar, elele dururken; seni uyanırken - seni çıplakken görürüm.
içimde bir deli şarkı söyler; sen sığ sularda oynarsın, hızlanırız koşarken, her şey küçülüverir, deli gibi çığlıklar atarım.
sulara girmek üzereyim, gitmek üzereyim ben.
Inní Mér Syngur Vitleysingur
kendime 8 kişilik bi pasta aldım. pasta alındığında bi eve, misal bir doğumgünü bir kutlama bir mutluluk anıdır o, bir şeyler yerine oturur. herkes bir sandalyeye oturur, bir masa etrafına. pasta geniş ve yüksek olabilir, rulo olabilir, yuvarlak olması pek muhtemeldir, bazen hüzünle karışık çilekli oluverir, çoğunlukla krokanlıdır pasta, fişneli olabilir, muzlu olabilir, üzücü bir şekilde kestaneli de olabilir, yok ziyanı. kendime aldığım 8 kişilik pasta fişneli ve çikolatalı, üzerinde iri parçalar halinde şekilli çikolatalar vardı. yedim. bir dilim kestim ayrıca, neşeyle yedim. pasta yemek insanı 2 buçuk yaş kadar gençleştirir. 8 kişilik pasta almak bütçenizi belki sarsabilir ama genç kalmanın sırları ne yazık ki biraz tuzludur. pasta ise yoğun bir şekilde şekerli. kendime kalabalık bir aile izlenimi vermek istedim. televizyonun altındaki üççekmeceli'yi kitaplığın durduğu yere taşıdım. üzerine bi dünya maketi bi de eiffel kulesi koydum. kitaplığı ikiye böldüm, çizim masasını bilgisayar masasının olduğu yere havale ettim, kitaplığın üstünü bilgisayar masasının yanına koydum, bilgisayar masasını da çizim masasının eski yerine. kitaplığın altını mutfağa ittim, gerçekten ittim, böyle sürükledim / çünkü kendisi izbandut denenlerden / eve yeni bir görünüm vermek istedim. yeni bir aile kurmuş gibi; çok çalıştım, canım çıktı. canım çıkınca kendime 8 kişilik pasta almaya karar verdim. 8 kişilik pasta için mum ya da maytap istemediğimi belirttim. "sadece canımız çekmişti, kutlama falan yapmayacağak, öyle isteyiveğdik" gibi bi bakış attım adama. kutusunda duran pasta sabırsızdır. açılmak ister. onu değerini bilen ellere vermek gerekir. bu gibi noktalarda sonsuz bir uyum içindeydim evren ile. 8 kişilik sevindim sanırsam.
bazı yaşamlar 1 ya da 2 kişilik, bazılarında bir 3üncü var. kimisi 4 ya da 5 kişiye kadar çıkıyor, 6 kişilik yaşamlar bile var. 7 kişilik bir yaşam 8 kişilik yaşamdan daha az karmaşık olmasa gerek. 7 kişinin yediği pastadan elbet bir sekizinciye pay çıkar. hep böyle düşünmüşümdür. o halde ne 9 gibi kalabalık ne 7 gibi eksik, 8 kişilik pasta gibi "çok yerinde" bir seçimdi benim yaşantım. doğru, düzgün...
münasip bir zamanda 12 kişilik çatal bıçak takımı almak isterim. 6 kişilik arcopal takımı olurdu eskiden bazı evlerde. gazeteler dağıtırdı. ama hiçbir gazete isterse 12 kişilik çerez seti versin 8 kişilik bir pastanın sessiz bir eve getirdiği huzura erişemez.


