26 Mayıs 2009 Salı

C'est La Vie

Bugün gene yepyeni şeyler öğrendim. Bundan sonraki hayatıma bu yeni bilgilerin ışığı ile devam edicem, yön vericem. Gerçi benim şu alıklığım var olduğu sürece 18 cilt larousse okusam bana mısın demem. Bana mısın dememek ne ilginç lan. Hatta şu an bu şaşkınlığımı yine geçen gün beni şaşırtan başka bir şeyle güçlendirmek istiyorum, her ne kadar hiç alakaları olmasa da. Royksopp'un son albümü Junior'da bir parçada şöyle diyo: six afraid of seven, 'coz seven ate nine.
yani seven eight nine. Türkçe'ye çevirince de yedi dokuzu yedi oluyo. Yani yedi anlamındaki ate eight oluyoken bizde de yedi 7 oluyo ya. Resmen anlatamadım şu an ama bence siz anladınız. Yani böle değişik bişi, rı nı nı.


Neyse ne zamandır aklımda olan bir şeyi yapmaya karar verdim bugün. İnsanlar google'a girince hani bişiler yazarlar arama yaparlar ya. İşte bu insanlardan bazıları bi şekilde o arama sonuçlarında bu blogu bulup girip bakıyorlarmış. Ama nedense benim bloguma giren kesimin sosyo-ekonomik durumu, algı yapısı, düşünsel süreçleri falan çok garipmiş. Hemen örneklerle açıklamak istiyorum.


Keyword listemize şöyle bir göz gezdiriyoruz sevenler. Bu hafta Top 60 listemize 60 numaradan giren yeni bir kayıt var: "üç günde yazdım beş günde çektim". Bu da ne demekse, ama bi şekilde listemize girmiş. Belki yükselir, oylarınızı bekliyor. Onun hemen önünde 59 numarada haftalar sonra gerilere düşen ama hala inatla listede kalmayı başaran "ünlülerin vajinası" var. 55 numarada bu hafta "Tazmania canavarlı pijama"yı görüyoruz. Sık sık aranan keywordlerden o da, ancak bu hafta gerilemiş. Bu haftanın en hızlı girişi ise listemize tam 52 numaradan giriş yapan "rüyada tuvalette fasulye çıkarmak" oluyor. Umarım hepiniz bir gün rüyanızda tuvalette fasulye sıçarsınız. Evet şimdi listemizde biraz yukarlara çıkalım, şaşırtıcı bir soru ile karşımıza geliyor 38 numara, şöyle diyor "kadın ve kızların vajinaları aynı mı?". Bu soruyu google a soran nadide insanı da şurdan alından öpmek sureti ile bağrıma basmak istiyorum. Kıyamam ben sana, kıyamam, kıyamam diye de şarkılar söylemek istiyorum. Evet listemizde şimdi de 10 numara birden yukarı çıkıyoruz ve harikulade bir arayışla karşılaşıyoruz, 28 numaranın sahibi haftalardır listemizden inmek bilmeyen "dünyanın en büyük sümüğü". 23 numaranın sahibi "bundan önceki hayatımda neydim" bu hafta iki basamak gerilerken yerini "beyazçorap kokusu"na bırakmış, 21 numarada beyazçorap kokusu sıkı bir yükselişte görüldüğü gibi.


Listemizde ilk 20ye kadar geldik. Heyecan dorukta adeta, hemen devam edelim. 17 numarada bu haftanın en naif sorusu ile karşılaşıyoruz. Sorunun kendisi anlaşılabilir ancak google'a soruluş şekli adeta gözlerimi yaşarttı, "as well as ne demek" bu haftanın yeni gözdelerinden olmaya hevesli sanki. Çok ilginç bir rekabet var listenin ilerleyen kısmında, 15 numaradan 11 e kadar bir arkadaşın sürekli olarak aradığı ancak nasıl arayacağını artık iyice şaşırdığı bir şey görüyoruz, hepsini sırayla yazmak istiyorum: annemizin veya babamızın çocuklukta en çok oynadığı oyun, anne ve babamızın oynadığı oyunlar, anne ve babamızın oynadıkları oyunlar, annemizin oynadığı zamanki oyunlar bizim oynadığımız oyunlar arasındaki farklar ve pek tabi annemizin ounadiği oyunlar. Burdan tüm ebeveynlere sesleniyorum, allaşkına şu çocuğu çekin bir kenara anlatın neler oynardınız, eskiden hayat nasıldı, neler yapardınız, açık hava sinemalarını gazoz simitleri falan anlatın, beş taş, çelik çomak bişilerden bahsedin. Ben de bilemedim şimdi ne örnek versem. Bi google'a sormam lazım zannımca. 10 dan geriye doğru saymaya başlıyoruz artık, heyecan artık iyice arttı biliyorum. Hemen listemizin 10 numarasına bakalım, "anane kurabiyesi" hala yerini koruyor. Bu hafta kapışma içinde olan iki isim var bunlardan birisi "altın görünümlü gerdanlık seti" ki bunu bence bir kaynana gelinine almaya karar vermiş de komşunun kızı nurtene söylemiş o da google'dan bir bakmış son fiyatlar nedir diye altın görünümlü gerdanlık setlerinde. Hemen 7 numarada ise çekişmenin galibi "rahim ağzı, kuku" var sevgili böcükler. Haftalardır 3 numaradaki sabit yerini koruyan "gidip kakamı yapayım" ise hayret verici derecede ısrarlı bir şekilde devam ediyor. Bir süre daha yerini koruyacağından hiç şüphemiz yok. 1 numarada ise Hakan Tekeli var, kendisini burdan tüm "Top 60 benim arayışım benim buluşum" ekibi olarak tebrik ediyoruz.


Bu hafta listemizden çıkan isimlere göz atarsak, "rüyada birinin üzerinize işemesi", "cinsel bölge neden kıllıdır", "zenci kukusu göster", "iki bacak arasından kuku görüntüsü" ve "cinsel bölgemi temizlerken testisimi kestim" bizlere hoşçakal demişler. Onları en yakın zamanda yine buralarda görmek istiyoruz.


Evet bir proğramın daha sonuna geldik. Sizleri burdan öperken son olarak şöyle demek istiyorum, gidip kakamı yapayım.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Wake me up when the bluebells are ringing

Bugün artık her şeyin iyice bunaltıcı bir hal aldığı anda sokağa çıkıp hem şöyle bir dolanmak hem de bir nebze olsun karnımı doyurmaya yönelik bir girişimde bulunmak istedim. Apartmanda mütemadiyen bir inşaat gürültüsü, asla bitmeyen bir asansör, yeniden yıkılıp yapılan bir daire olduğundan gün içinde bir o yana bir bu yana devrilirken küfretmeye çok alışmışım. Ama güneşin battığı ve herkeslerin artık işi gücü bıraktığı o saatlerde dışarısı öyle bir güzelmiş ki saatlerdir neden evde pineklemişim bende anlamadım.

Bizim sokaktan çıkıp ilk sağa sapınca sanki daha az yorucu ve daha güzel gibi gelmeye başladı bana artık, pınar gittiğinden beridir kilisenin sokağına doğru pek yaklaşmıyorum; ama evde 4 adet irice çöp torbası birikince ben de bu seferlik o yöne doğru gidiverdim, çöplerimi attım sonra da her yanı sardunyalarla çevrili evin sokağına kadar yürümeyip o beyaz iki katlı evin sokağına girdim. Akşam serinliğiyle beraber burnuma hanımeli kokuları geldi birdenbire. Aman bir baktım nasıl böyle açmışlar dersin ki hanımelinin bini bir para. Böyle artık dünyanın en güzel dakikalarını yaşar gibi hissettim o an kendimi. Sanki o an böyle her şeyin en güzel olduğu anmıştı da ondan sonra bir daha öyle güzel olmayacaktı falan. Bu kısa emosal dakikalarımdan sonra gene sarsılıp kendime geldim. Sonra gittim kendime birkaç lavaş biraz tavuk bir de böğürtlenli dondurma aldım sonra da koşa koşa eve geri döndüm. Evde olmak güzel, huzur verici bişi aslında ama sokaklarda olmak hele ki bir de böyle bahar gelmişse, yaz gelmişse falan, çok daha tatlı sanki. Böyle kırlara bayırlara inmek zıplamak istiyor insan. Neyse işte, ben böyle güzel güzel kokular duyunca - hele bir de hanımeli kokusu - baya bir enerjik oldum, duygusal serseri moduna girdim. Aklıma da Patrick'in Bluebells parçası geldi. Dedim madem havalar güzel, o zaman her şey çiçek açsın. Yine güzeliz yine çiçek yani.

Öyle bir şeyler...

10 Mayıs 2009 Pazar

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Dünyanın En Harikulade Oyunları - Episode III

Kış uykumdan uyanmaya karar verdiğim şu nadide akşamda her şeyin yeniden düzenine girmesi hem beni hem de tüm sevenlerimi çok mutlu etti, biliyorum. Dönemsel gazımdan da kurtulursam nerdeyse her şey şahane olacak, pek tabi pınar'ın yoğun eğitim dönemini bitirip istanbul'a dönmesi şartı ile. Ona da çok üzülüyorum, avrupa'daki eğitim anlayışının bu kadar sert olması beni şimdiden erasmus'um hakkında endişelere gark etti. hatta şu an geğirdim diyebilirim.

Neyse efendim nerdeydik, evet ankara'ya gittiğimiz sene idi, hatırlıyorum. Pek sevgili kuzenimle de ilk defa o zaman konuşmuştuk ve ben kendisinin çok salak olduğunu düşünmüştüm. Sonuçta ben olgun ve aklı başında bi insan olmuşumdur tüm hayatım boyunca, o da o senelerde benden bi kaç yaş küçüktü ve elinde back street boys fotoğrafı falan vardı yanılmıyorsam. Neyse ama sonra kendisini tanıdım sevdim hatta baya da iyi anlaştık. Ama onun öncesinde tabi ki kıllaştık, birbirimizi göt etmeye falan çalıştık, vesaire. İşte bu son derece anlamlı tartışma seanslarımızda, diğer kuzenlerimin evindeydik, pek muhteşem bir oyuncak vardı. Oyuncak dediysem aslında boya kalemi, ama yani bir boya kalemi seti bu kadar mı güzel olur. Böyle envai çeşit renk, her rengin kapağı içinde bulunan renkten farklı, ama altlarında bir kapak daha var orda da rengin kendisini görebiliyosun türünden bir şey. Bunları alıyorsun böyle boyuyorsun sonra başka bir kalem var onun kapağı beyaz, boyadığın renklerin üstüne sürünce anam bir bakıyorsun o renkler değişiyor. diyelim kırmızı bir elma yaptın sonra bu kalemlen üstünden geçince yeşil oluyor şeklinde bir teknolojya.

Ancak bu deli manyak durumdan daha da ilginci bir başka kalem vardı ki o akıllara zarar bişidi benim için. Bu kalemlen de boyadığın şeyin üstünden geçince, anam o da nesi, boyadığın şey yok böyle silinip gidiyodu. Biz bu kalemlerlen ben diyim 9 siz diyin 2 saat falan oynadık. O zamanlar da bir tv kanalı vardı shopping tv şeklinde ama bugünkü shopping tv gibi değildi. her şey inanılmazdı. Öyle cep telfonu falan da satmıyolardı böyle gül şeklinde havuç kesme makinesi, dantelli kabak soyma makinesi gibi bir çocuğun hayran kalabilceği ne varsa onları izleyebiliyodunuz, bilenler bilir. 0800 ile başlıyan da bir numarası vardı hiç unutmam. Neyse işte, biz de o zamanki kültürel yapı, ekonomik düzen ve sosyal statümüzün etkisi ile nasıl bugünkü çocuklar mc donalds'çılık oynuyorsa, shopping tv'cilik oynamaya karar verdik. Kalemlerimizi aldık, geçtik odaya. Artık her yerimizi çizip boyuyoruz. İşte birisi telefon bağlantısı yapıyor, birisi pazarlamacı falan. Bakın kan lekesi, bakın sürüyorum, aaa gitti, ay evet resmen silindi, hayret dolu gözler, bağırmalar, inanamamalar, bütün çılgın efektler falan. Öyle de farklı çocuklardık yani.

Sonra tabi başladık duvarları boyamaya. Sonuçta her şeyi silen bi kalemimiz var. İşte duvara gizli gizli şifreler yazıyoruz, ne bileyim, önemli notlar alıyoruz, sonra da ünlü uzay fizikçisi edasıyla bilgiler çalınmasın diye her şeyi siliyoruz falan. Bu şekilde eğlenirken niçin bunu daha değişik şekillerde kullanmayalım dedik ve hiçbir cevap bulamadık. İşte o an, pek canım kuzenim elifceren'in yüzüne bıyık çizmeye başladık. Sonra da siliyoruz kalemimizle. Favori yapıyoruz, hooop neyse ki burda sihirli kalemimiz var her şeyi siliyor. Yap, sil, yap sil, bir eğlenmişiz ki sormayın. Artık eğlenmekten böyle ölcek seviyeye gelmişiz, uykumuz da tavan yapmış, haydi yatalım, bu çılgın gece bitmez arkadaşlar falan dedik. Ceren de girmiş dişini fırçalamaya. Dişini fırçalamış sonra ağzını çalkalamış. Anam bir geldi ki barış manço. Çizdiğimiz tüm bıyıklar favoriler ortaya çıkmış. Ağzını çalkalarken işte o herşeyi silen boyanın etkisi su ile kaybolmuş, hepsi akıp gitmiş, geriye kalmış sakal bıyık favori.

Kız ağlamaya başla, biz delir, napcağmızı şaşır, lan o zaman duvardakiler de mi geri gelcek diye düşün, sonra bi güzel duvarları sil, bütün her şey ortaya çık, neden sildik ki lan şimdi bunu kalsaydı bari diye düşün, kendimize kız, ceren de ortalıkta murat kekilli gibi dolaş, enem enem diye inle... Sonra tabi halam geldi annem geldi artık bütün evdeki ebeveynler geldi başımıza. Sonra bi de bizle dalga geçtiler falan. Elif de öyle sakallı bıyıklı ağlıyo allahım güler misin ağlar mısın? Neyse işte sonra her şey bi şekilde silindi düzeltildi, o gunden sonraki hayatı hakkında çok derin endişelere düşen cerenin de bütün epilasyonu yapıldı, rahatladı. Biz de yataklara gittik, bir zıbarmışız artık, oh ki ne oh.

Bu da böyle bir episode idi işte, bundan sonraki episode ne zaman olur bilemem ama aklıma gelince bu sefer üşenmiycem, hemen yazıcam. siyusuğn