10 Ekim 2008 Cuma

kokulu beyin

İlkinden yirmi üç ikincisinden on bir gün sonra pek sevgili karabasanım geri döndü. Belki de bana bir şeyler söylemeye çalışıyodur, bilmiyorum, ama neden o zaman "azcık kay, uyuyon mu, du bak bişi dicem, dinle bi" demiyo? neden abuk subuk sesler çıkarıp üzerime çıkıyo, nefesimi tıkıyo? ben bunu hakedicek naptım diyorum üzülüyorum, kırk saat kendime gelemiyorum. yine de insan bi noktadan sonra karabasanını bile sever hale geliyor - mücahit en yakın zamanda yine bekliyorum desem şimdi inanır da gelir mi yarın? sanki öbürküne pek bir güzel geçecek vakit, hiç öyle kasılmalar, uyanamamalar, kıpraşamamalar olmayacak, sanki çiğdem çıtlıyıp darı haşlıycaz, çapıtçı gezip gazoz içicez. öyle bir senli benli olduk - ahretliğim vallağ.

yanı sıra yine de güzel bir gündü. yıkandım, böyle yıkıyıverdim kendimi, bir garip hastalık aktı üstümden sanki. azcık boğazlarımda kaldı acısı ama o da gider yakında - o da gider mi be - herkesler mi gider. sonuçta bir karabasana tav oldun onur - geberme. böyle saçları taramayıp kendi haline bırakmak ne güzel. sonra şöyle bi kafa sallayıp şampuan kokusu almak hele. koku demişken bugün yine üzerimi çıkarırken bi süreliğine - kısa bi anlığına - o kokuyu duydum. eski evimin - eskilerin - kokusunu. güzel kokuları severim de bu koku güzelden başka bir şey - bu kokuda bir şey var ondan içeri - insanın koku hafızası diğer tüm bildiklerinden daha kalıcı nedense. bi de bi koku vardı atletler, tişörtler öyle kokardı - belki vernel lavanta - huzur veren, sevgi kokusu. (ayunmundo masaya- otromundo masaya ?) ve hatta ve hatta: tirinişe çitam bayım benyam tutarona - trişe çitem bayım benyam tutarona / tirin tapet zambati emi markunyam du sa küreeeeyin ooo.

evet evet tam o.
Yorum Gönder