5 Ekim 2008 Pazar

hiç ummazdım oldu - sonbahar'da


sevgi sunulacak sana /üstüne düşülecek / sevgi sunulacak sana / buna güvenmelisin / belki senin kendininkini sunduğun kaynaklardan değil / belki bakıp durduğun yönlerden değil / döndür başını bir etrafa / o her tarafta / her şey sevgi dolu / her yanında / her şey sevgi dolu, yalnızca sen almıyorsun / her şey sevgi dolu, telefonun ahizesinden düşmüş / her şey sevgi dolu, kapıların kapalı sıkı sıkıya / her şey sevgi dolu
björk - all is full of love


yemek yemeyi unutmak ilginç bir şey gibi gelir bazılarına, bi de mesela tuvaletini yapmayı da unutur bazen insan - mesela mario oynarken - ya nası olur deli misin derler. anlamam onları. sorarım, "o değil de" derim, insan bazen etrafını unutmaz mı. hani işte sevenlerini sevdiklerini. ya da bazen işte hiç bir araya getirmeyiz sevdiklerimizle kötü kelimeleri. kanser bana hep uzak bir terimdir. bir tek kağıt üzerine "ca" yazan bir doktor görsem o zaman kanser olduğunu bilebilirim. kanser filmlerdeki iyi karakterlerin hastalığıdır. kanser daha çok filmlerde olur bir de arkdaşların uzak akrabalarında ya da tanımadığımız sohbet konusu kimselerde olur, konusu geçer. aids de film konusudur. bir gün bir lezyonla uyanmadıkça filmlerde kalır - kalacaktır. bitlenmek çocuklukla ilgilidir, kalabalık ilkokul sınıflarına aittir - uyuz da uygundur bu kategoriye - o dönemden sonra bir daha uğramaz insana. şimdi bu bikaçını sokmayız aklımıza, akla gelmez, düşünülmez, tasavvur edilmez bunlar. bize uğramazlar, sevdiklerimize sokulmazlar. bazen unuturuz işte bunları. sonra hayat bi an "o değil de" der, hatırlatıverir. kanseri değil de şekeri, aids değil de böbrek taşını... bir an hayat, pek sık konuşmayan ama laf etti mi de büyük laf eden gözlüklü bi muhasebeci gibi lafını söyler.


evet işte ne kadar sıklıkla unuturuz bunu, onun bize de gelebileceğini, o krizin bizi de vurabileceğini, o yönetimlerin bizi de bulacağını falan. bazen bi durup şükür demek gerekir. olanı sevmek, olana sarılmak. bir gün babamla hınca hınç kavga ettikten sonra yatmıştık, gece deprem olmuştu. sonra koşarak birbirimize sarılmıştık. aklıma geldi şimdi. bununla temelde bağlantıları var aslında ama o ilginç benzetmeleri yaparak bunu belirgin bir örnek haline getirmeyi düşünmüyorum. düşününce biraz anlaşılıyo.


demem o ki etrafımızda her gün göre göre görmez olduğumuz şeyler var. yüzümüzde bakıp durmuşluktan kavrayamadığımız yamukluklar, defterlerimizde aranmamaktan küsmüş isimler var mesela. bi de işte dedigi gibi her şeyin altında sevgi var. görmediğimiz, hissetmediğimiz, unutabildiğimiz sevgilerimiz. çok ipek ongun belki ama onun sesiyle değil en sevdiğiniz kimsenin sesi ile okumanızda yarar var.
Yorum Gönder