6 Nisan 2010 Salı

Timsah

Bir sokakta iri yarı kıllı bir kamyoncu ve dazlak genç bir adam yerde buldukları bir geyiğin kalbini deşiyorlardı. Ben ordan geçmedim. Ben burda böyle oturdum durdum, bütün geyiklerin sessizce kuytulara sinip beklediği bir geceymiş. İçimden üç tane taş çıkarıyorum, ona buna sokuvermek için. Yirmi sekiz diye bir sayı olması da hayli garip öyle değil mi?

Keşke görebilseydim herkes daha mutluyken bir de diyorum ki keşke durabilseydim herkes oraya buraya koşuşurken, dan dan diye seslerini duydum, kafalarını duvara çarpan çocukların. Canım bir hayli üzüm suyu çekiyor, hiç de sevmem. O yüzden şimdi içeri gidip dolabın ikinci rafında mahzun bir şekilde bekleyen üzüm suyunu, yok yok içmiycem. Dediğim gibi sokakta iri yarı kıllı bir kamyoncu ve dazlak bir genç adam yerde buldukları bir kuşun başını eziyorlardı. Dal sarkınca kartal kalkar mı ve peki kavaklıdere diye bir şarap markası var mıydı? Bütün gece bunu düşünmek ve google'a yönelmemek için iddialıyım. Onu bırak da bütün binaların sike benzemesi bazen sizleri de ürkütmüyor mu?

Ben şimdi uyumak isterdim mesela ama işim gücüm var. Dün dediğim gibi ve sonrasında da kendime güldüğüm gibi benim bir hayatım var. Bazen hani insan bişilere kanar ya, kandırılır ya, ben o anlar kanmamak için 45 e kadar sayıyorum. Bazen ben çok zeki bir insanım ancak 2 nisan kararları dahilinde salaklığımı da kabul etmem gerekiyor. Hey gidi hey, insan beyni ne kadar da uffacık bir şey! Bir avuca sığar, hatta sıksan suyu akar, pörçür, parmak aralarından yarı pembe yarı beyaz biraz sıvı biraz muhallebi kıvamında bir gözü kırmızıya bir gözü beyaza bakarak akar gider. Beyin lekesi çıkar mı ki, sana soruyorum kosla vanish! Ben şimdi biliyorum ki sarılarak uyuyan tüm insanlar şanslıdırlar. Sonra sabah olunca, güneş de daha yeni yeni ısıtıyordu sarmaşıkları, kamyoncuyu gördüm yerde boylu boyunca uzanmış bir timsaha sarılmış, uyuyor. Timsah derin derin baktı gözlerime, ama öyle değişikti ki gri mi desem cıva mı desem, garip bir soğukluk vardı gözlerinde. Ben görmedim timsahın dazlak adamı nasıl yuttuğunu, bir hamlede olmasa da birkaç hamlede gözden kaybolmuş olmalı diye düşünüyorum. Kamyoncu timsahı boğarken uyuya kalmış diye düşünüyorum sonra bunları boş veriyorum, boşa doğru bırakıyorum, boşlukta kalsınlar istiyorum öyle uzağa doğru bakarak sanki bir film yıldızı gibi ilerliyorum. Güneş tam yüzüme vururken gölgem tam arkama doğru asfalta düşüyor. Bir kartal geçse şimdi pek de güzel bir film sonu olur benden diye düşünüyorum.

Kağıda karalanmış bir afrika solucanı resmi görüyorum, silinmiş. Silinince izi kalmış ama sanki çok bastırarak çizilmiş hani bir sonraki kağıda iz bırakırcasına sonra o arkadaki kağıda kalemi hafif hafif sürtünce güzel bir kabartı oluşur, önceki çizilenin sanki negatif görüntüsü oluşur ya, öyle. Sonra bir kadın gelecek dediler, iri yarı ama pembe yanaklı bir kadın, o kadın herkesi kurtaracak dediler. Uyuyanlar ve uyumayanları, hepimizi. Sonra o kadın, dediler ki o kadın pek de bir şey bilmiyormuş. Acaba kadını gören olur mu? Kadını gördünüz mü, yanakları pembe, pek bir şey bilmeyen ama iri yarı güçlü kolları olan, hepimizi kurtaracak diyorlar onun için. Boş veriyorum, boşa doğru bırakıyorum, boşlukta kalsın istiyorum hepsi, boşlukta koşan filler görüyorum. Fill in the blanks.

Ha bir de sorum var, bin kere yıkanmış bir çarşafın içinde ısınmak için mi sevgiden mi yoksa kokusuna yenik düşüldüğünden mi hep yarı uyur yarı uyanık halde bekler insanlar? Merakımı bağışlayın, o bir şey yapmadı. Sonra işte ben de oradan gittim uzak bir yere doğru, tepede kartal vardı, güneş, sarmaşıklar bir timsah ve etrafta ölü geyikler, kuşlar, ezilmiş çiçekler, toprak üstünde toprak. Sonra işte ben oradan geldim buraya yakın bir yere, tepede lamba vardı, duvarlar, üzerine yastık konulmuş bir sandalye, bir çift terlik ve etrafta kırıntılar, kalem ve kağıtlar. Birkaç çift el ayak gördüm bir çarşaf içinde, birbirini seven kadınlar ve erkekler ve çocuklar ve bir kuzu ile kedi yavrusu. Pembe yanaklı bir kadın vardı sanki bir bekçi gibi kapıların önünde tek tek durmuştu, her kapıda tek tek öyle hızlı biçimde durmuştu ki gölgesini takip edemedim bile, her yerde iri yarıydı, her yerde bekliyordu; ekmeğim vardı yere çöktüm ekmek yedim. Üç beyazı bırakıyoruz diye düşündüm sonra. Hep böyle olacak dedi timsah sonra, hep böyle olacak.

Silsek de silkelesek de siniyor yine de. Simitlerin üzerindeki susamlar kendiliğinden mi duruyor yoksa fırıncılar simitleri önce bir güzel yalıyor mu diye sordum tam ağzımın ortasına hiç acımadan vurdu. Bir de sabah güneş öyle güzel doğuyor ki porno yıldızları gibi geriniyorum.
Yorum Gönder