17 Eylül 2008 Çarşamba

Kanashibari

Az sonra okuyacaklarınız korkutucu olabilir, gece yarısı okumamanız daha makbul olacaktır.

Saat 12 olunca yattım gece. Normalde bi o yana bi bu yana dönmeye alışkınımdır. bir türlü de uyuyamam. ama nedense bu gece pat diye uyuyasım tuttu. hatta önce konsantre oldum gözümün önünde değişik görüntüler belirdi. hani uyumak isteyince uyuyan ve insanda korkunç bi haset uyandıran kimseler vardır ya, aynen o mendeburlar gibi uyuyuverdim.


gecenin ortasında bir an, korkuyla uyandım. bumbumcu, daha dogrusu ramazan davulcusu imiş. nedense ramazan davulcusu bana hep korkutucu gelmiştir. cunku onu hic görmeyiz. yani ben hic görmedim. hep sesini duyarız. israfil gibidir o, gelir dandandan diye ses verir. ben de yerimden zıplarım ya da perdenin arkasına falan saklanırım içimden. koltuk arkalarına girmek isterim. yaklaştıkça sesi artar ya.. bağıran insanlar gibi korkutucudur davulcu. görünmezdir ve hiç de eğlenceli olmayan korkutucu bir ses verir gece yarısı. her ne ise...


uykumun ortasında davulcuyu duydum ve uyandım. dünyanın sonu gelmiş gibiydi. ama cabuk toparladım kendimi. lahavle diyerek gene daldım. sonra davulcu sessiz sessiz gelmiş camımın önüne geçmiş. bir vurdu ki tokmağı hoppa havaya fırladım. ağlayasım geldi, kırk yılda bir istekle uyumuşum, nedir bu dedim, sürekli cimcirilerek uyandırılan, daldıkça tepilerek ayıltılan yorgun bi çocuk gibi hırçınlaştım. yüzüstü yattım, kollarımı birleştirip başımın altına koydum. nerdeyse bir hülya koçyiğit gibiydim ya da scarlet o'hara.


davulcu tangır tungur ederek gitti, gitmiş, gidivermiş, ben o aralarda dalmışım zaten. sonra korkunç bir şey oldu.


odama birisi girdi.


dünyada en çok hırsızdan bir de depremden korkarım bir de yüksekten bir de bazen karanlıktan bir de ananemin ölmesinden korkardım ben korkmayayım diye habersiz vefat etmiş. işte o an dünyada en çok korktuğum o şey oldu, birisi odama girdi. böyle zamanlar için akıl ettiğim rolümü oynamayı düşündüm. uyuyor gibi yap, ses çıkarma dedim kendime. nedense kalbim hemen "sukoyverdi", dambır dumbur atmaya başladı. hırsızın biri tepemde duruyordu. gözlerimi sımsıkı kapadım. hiç kıpırdamadan durmaya çalıştım. herhalde kalbimin sesini duymuş olacak ki beni kontrol etmek istedi. üzerimde duran pikeyi çekti. delirmekle birdenbire ölmek arasındaydım. örtüyü tuttu çekti yavaşça. hala kıpırdamadan durmaya çalışıyordum. kıpırdasam bıçaklayacaktı beni ya da beynime bi tane patlatacaktı. büyük, irice bir iğne ile bütün damarlarımı yaran bir korku kapladı içimi. bir süre daha bekledim. hala ordaydı. bağırıp yüzümü dönmek üzereydim. önce gözlerimi açayım dedim. açtım. ses yoktu. hiç ses yoktu. ben de bekledim. o kurnazsa ben de kurnazdım ama ben çok da tırsmıştım.

10 dakika kadar felç olmuş gibi bekledim. bir an bacaklarımı hissetmediğimi farkettim. belki de felç olmuştum. zira küçükken bir sabah uyandığımda yürüyemiyordum. tıpkı o zamanki gibi bacaklarım büyük altın külçeleri gibi aynı o zamanki gibi sanki dev atom bombaları gibi aynı o gün gibi kocaman patates çuvalları gibi kıpraşmadan duruyordu. sonra derin bir nefes alıp arkamı döndüm. kimse yoktu. gitmişti odadan. biraz içeriyi dinledim hiç ses yoktu. belki de dedim belki de ben bayıldım bir süre o da ne alacaksa aldı ve gitti. evet mümkündü olabilirdi. bekledim ses olmayınca kalktım. salona gittim. bir atlet ve kenarı boyalı şortumla 3 yaşında bir çocuk gibi sandalyeme oturdum. mutfağa doğru baktım. çok pis tırsmıştım.


sonra işte, birden bire, garip bi ses geldi. fışt gibi bişi, çıt gibi belki de tık gibi pat gibi. hani durduk yere perdelerden geliveren o sesler gibi. içeriden geldi. durdum. bekledim. yok dedim dışarıdan geldi ben de içeriden geldi sandım. evet mümkündü.
sonra kırt diye bi ses geldi. sanki gırtlağımı ceviz kıracağı ile sıkıştırmışlar gibi kırt diye bi ses. içerden geldi bu kez eminim dedim. aslında demedim bile böyle bişi hiçbişi demedim. sadece o an 7-8 kere daha geberdim korkudan. sonra yok yok dedim herhalde bir karabasandı yaşadığım. içerden de öylesinde bir ses gelmişti. boş ver dedim kendime.
sonra birdenbire çok sinir bozucu ve dehşet verici bir şekilde, kırt kırt pıtırt fışşşşt hılıhılı klıp ÇAAAAAT diye bi ses geldi. tam içerden. o an işte INGhh gibi çok çaresiz bir ses çıktı içimden. hatta o sese bile inanamadım, ondan bile korktum ben. işte adam hala evdeydi bir de üstüne üstlük bir şeyler yapıyordu. (bunları yazarken bütün tüylerim gene tiken tiken oldu) sonra, neden sonra, o küçük beynim.. ah benim minik beynim. baktım ki o antremsi alanda bir ışık çoğalması oldu. ışık açılmış gibi oldu. o an beynim her şeyi kavradı. meğer o ses, üzerinde ampul yerleştirdiğim ve etrafını da kalın bir resim kağıdı ile çevirerek çakma bir abajura çevirdiğim vazodan gelmiş. o kağıt rulosunun kenarındaki bantlar önce kırt kırt diye açılmış sonra pıtırt diye ve fışşşt diye çözülüvermiş kağıt ve hılılılı diyerek aşağı inmiş ve ÇAAAT diye masaya diklemesine oturmuş.


bu dehşet andan sonra bir de üzerine çıkardığım o acı dolu sesi düşününce koyverdim; ağladım. çok değil ama... bir adet pringles yenecek vakit kadar sürdü ağlamam. "allah belamı versin" dedim, nedense kendime kızdım. sonra televizyonu açıp yattım. sabaha kadar gözümü kırpmadım. uyumaktan da korktum çünkü. dün gece saat 12 olunca yattığım için kendi kendime kızdım. senin insan gibi bi hayatın olamaz ki dedim, geberme e mi dedim, güldüm sonra kendime. ilahi dedim. altına da işemişsindir sen şimdi dedim. güldüm kıkır kıkır. çüküm de korkudan büzüşmüş. sonra bi şekilde uykuya dalmışım. başka kimse gelmedi sonra. başka kimse gelmesin bir daha.


tek başına olduğundan emin bir şekilde uyumak dünyanın en güzel şeyi, huzur dolu.
Yorum Gönder