12 Aralık 2008 Cuma

baryam baryam

ilke ilter



saçlarımla uğraşırken aklıma geldi, ananem ne zaman ölmüştü? bütün hayatım boyunca en çok korktuğum şeydi ananemi kaybetmek. aslında birisini kaybetmek galiba. ya bugündüyse oldum şimdi, belki de bugündü geçen sene? 2 sene olmuş olamaz heralde. gerçi 11 eylül saldırıları olalı 7 sene olmuş, 17 ağustos depremi olalı 9 sene geçti. zaman falan hakaten hızlı geçen bişi. ama bunu bu şekilde unutuvermem de garip. halbuki böyle olmaz diye düşünmüştüm. belki de daha kabullenmedim. öyle pizkalajik bişi diil bahsettiğim. sadece ben görmedim, orda değildim, mezarına gitmedim. mezar ne kötü bişi, birden bire bi taşın üstünde çok sevdiğin birinin adını okumak. o zaman daha inandırıcı sanırım. ben onu yapamadım. yapmak da istemiyorum. halbuki mezarlıklar güzeldir, sessiz sakin, yeşil, hep yağmurlu gibi. ne biliyim işte gidip bi taşın kıyısında durmak çok korkutucu eğer o taşın altında sizden bişi varsa. bazen düşününce ananem yaşıyo gibi. ama son zamanlarında ya da son yıllarında yaşadığı gibi değil. ananemin evine gittiğimde en son, evi satmadan önce bi kaç bi yeri yapılıyodu. merdivenler ne kadar küçükmüş. halbuki bana dev gibi gelirlerdi. kapı falan da küçükmüş, mutfak minicikmiş meğer. koridor kısaymış, tuvalet de ufakmış. her şey küçücükmüş aslında ya. pencereler falan, balkon... karşıda oturan ayten teyze'yi gördüm, o da beni gördü. ben onu tanıdım ama o beni tanıdı mı bilmiyorum. sadece bi garip baktı.

ananem ellerini çırpardı biz gelince. kapılara kadar çıkar merdivenden aşağı başını sallardı, türlü değişik ses çıkarırdı. yavru köpekler gibiydi bizi görünce sanki. böle sıkı sıkı sarılırdı ohohohoho derdi sıkar göğsüne basardı başımızı. bilezikleri şıkışıkı sesler çıkarırdı falan. domatesli pilav, ıspanaklı börek, karnbaar falan yapardı. anane yemeği işte, annenin yemeğinden sonra en yenilebilir şeydi o zamanlar için. sonra para verirdi, pastaneden frigo alalım deyü. ona da alırdık, eyçbibi'de hayvanlar dünyasını izlerdik falan. ananemde kahvaltı yapmayı sevmezdim bi tek. çünkü sadece peynir zeytin domates gibi bi çocuğun hiç ilgisini çekmeyen zerzevatlar vardı kahvaltıda. sarelle yoktu yani, napiyim öyle kahvaltıyı. ama şimdi olsa oh ne güzel, kahvaltı ondan başka nedir ki? piçmişim de aydım sonra.

böyle büyük bi olay bi süre sonra bana önemsiz bi hatıra gibi geldi ya ona kıl oldum biraz. belki de hatıra olarak kaydetmemişim. ablamla yemek yemeye çıkmıştık öğrendikten sonra. böyle içime bişi kaçmış gibiydi böyle boğazıma sıkışmış gibiydi. sonra mönüde kaşarlı köfteyi görünce ağlamaya başlamıştım ananem kaşarlı köfteyi çok severdi diye. gene de sanki ölmemiş gibi gelmişti sonrasında. hiç değişmemiş o his. ölmemiş olması daha anlaşılır sanırım. son yıllarında o kadar uzaktık ki sanki onun yokluğuna bünyemiz alışmış gibi. böyle devam etmesi münasip gelir diye düşünüyo belki barsaklarım, bilmiyorum. sadece o büyük kadın da o merdivenler gibi küçük bişi miydi diye düşündüm.

keşke sabah olsa uyansak bayram da bitmemiş olsa, güzel güzel giyinip ananeme gitsek. daha kordon boyu yenilenmemiş olsa. arabayla giderken denizin suları yola vursa falan. ananeme gelince o havalara zıplasa biz de yarı utangaç yarı neşeli "ehehe anaağğneee" desek o da "hohoho ananenin canısıı ananenin kuzusuu" dese, öpse bizi. sonra domatesli pilav yesek falan. bi de anane kalburabasması.

Yorum Gönder